Neoliberal dönemde kapitalist devleti kalibre etmek:
Denge, üst yapı, şirketleştirilmiş-faşist modele doğru yönelme

Kapitalist biçimlendirme ilişkilerinin kamu sektörü ve özel sektörün arasında olduğunun algılanmasından beri, geleneksel ulus devletler ve idari kurulları genel olarak ekonomik sistemin kolaylaştırıcıları olarak rol oynuyor. Bu, tarımsal yaşamın egemen olduğu yerelleştirilmiş ekonomiler olarak gerekli tamamlayıcı bileşen halini aldı, sanayileşme ve sonraki şehir merkezlerine olan kitlesel göçlere boyun eğdi, yani sunulan yeni sanayi ekonomisi fabrikasyon üretim işlemine dayalıydı. Ücretli emeğin gelişi öngürülebilir sermaye birikimi ve sürekli olarak sermaye sınıfı ve işçi sınıfı arasında artan kutuplaşma sonuçlarını da getirdi. Bu büyüyen eşitsizlikle birlikte kendilerini, geçim kaynaklarını ve ailelerinin refahlarını bir anda hızlıca dalgalanan sömüren işgücü piyasasının merhametinde bulan işçi sınıfı için bir umut kaynağı olan işçi birlikleri ve sendikalaşma fikri ortaya çıktı, (Devlet tarafından alınan bir dengeleme önlemi mevcut değildi). İş zor elde edilen bir şeydi ve elde edildiğinde, “kazanılan” maaş besin, giyinme, barınma gibi sermaye sınıfının artan gelir karını yaratmak için metalaştırılan temel ihtiyaçları karşılamaya yetiyordu.

Bu ekonomik sistem tarafından yaratılan ve tek amacı bireysel zenginliği yaratmak veya sürdürmek olan (kolektif zenginliği korumanın aksine) esas istikrarsızlıklar dengeleyici olarak hareket edecek unsurlara ihtiyaç duyuyor. Korunmasına karşın, toplumun varlığı - ya da az çok bir düzen içinde yaşayan insanlar topluluğu - sadece belli bir düzeyde kalmıyor, aynı zamanda sistemin dayanağına bir kılıf hizmeti görüyor, içeriden sermayeleşiyor. Bu dayanak nedeniyle, simultane olarak doğal yan ürünlerini ve tehditlerini yansıtan bu istikrarsızlıklar ve çatışmalar, mantıksız ve insanlık dışı düzenlemeler sonucunda ortak büyüme oluyor ve hassas dengeleyici hareketlerle (karmaşık olmasına gerek yok) kontrolde tutuluyor.

Yarışan çıkarları dengelemek amacıyla - bu durumda hakim ve hakim olunan sınıflar - devlet aygıtının önemli bir unsuru olan politik saha, önemli bir rol üstleniyor. Böyle olunca da Nicos Poulantzas, Antonio Gramsci’nin benzerlerinin önceki teorik katkılarının üzerine inşa ederek, devlet içten çatışmalı kapitalist sistem tarafından üretilen istikrarsız dengeyi iyileştirmeye hizmet ederken bu dinamik süreci detaylandırıyor. En nihayetinde bu iyileşme hareketi ile birlikte, devlet (politik gücünü etkin kullanarak) hakim sınıf tarafından gereklilik olarak kabul edilen sürekli “anlaşmaları” ekonomik ödün formunda müzakere ediyor ve tam da asimetrik ekonomik temelin üzerinde sosyal dengeyi (politik üst yapı tarafından sürdürülen) minimum düzeyde garantiye alan bir sınırlı denge yaratmayı amaçlıyor.

Poulantzas diyor ki,

“...politik güç görünüşte tavizlerin istikrarsız dengesi üzerinde bulunur. Bu terimler aşağıda gösterildiği şekilde anlaşılabilir.”

1. Taviz: Gücün hegemonik sınıfın hakimiyetine bağlı olması ve belli hakim sınıfların ekonomik çıkarlarını hesaba alması bakımından, egemen sınıfların kısa süreli ekonomik çıkarlarına aykırı olabileceği durumlarda bile siyasi çıkarların yapılandırılmasını etkileyemez.

2. Denge: Bu ekonomik ‘ödünler’ gerçek olup denge için bir zemin oluştururken, bu dengeye belli sınırlar koyan politik güce meydan okumuyor.

3. Değişken: Bu dengenin sınırları politik konjonktür tarafından koyuluyor.

Gramsci, “Devletin varlığı sürekli bir oluşum ve istikrarsız dengenin ilga ediliş işlemi olarak anlaşılabilir… Temel grubun ve ikincil grubun çıkarları arasında, bir denge içinde hakim grubun çıkarları ancak belli bir noktaya kadar galip gelir. Bir başka deyişle, kapitalist sistem doğal olarak sermaye birikimi ve kitlesel yabancılaşmanın eşzamanlı gelişimiyle şirketleştirilmiş - faşist devlete doğru bükülür. - Yani ekonomik zeminden sistemin politik, sosyal ve kültürel alanlara genişleyen bir hakimiyetin yapısını şekillendirme - kırılgan doğayı (bu dengesizliklerin toplum yapısına sürekli bir tehdit olması bakımından) istikrara kavuşturmak için ihtiyaçlar geliştirir. Tamamen işlevli bir toplum oldukça ya da işçi-tüketici uygulanabilir sömürü hedeflerini yansıttıkça var olan dengeyi sürdürmenin ihtiyacı kapitalist genişleme için bir mecburiyettir. Politik Güçler ve Sosyal Sınıflar’da Poulantzas, sermaye sınıfı tarafından bütünlenen ödünleri yansıtan belli önlemler tarif ediyor, bunlar görece akışkan ve zahmetsiz bir sistemik işlem ile devlet aygıtı tarafından uygulanıyor. (Yine de Poulantzas’ın ifade ettiği gibi yarışan çıkarlar elit bürokrasinin içinde dahi var). Devletin görevini ve ilişkilerin kapitalist oluşumunun üzerindeki rolünü fark etmede Poulantzas diyor ki “Halkın kamu yararı fikri, kapitalist devletin kurumsal işleyişini örten bir ideolojik fikir, gerçek doğruyu açıklıyor: Devlet, yapısı gereği belli hakim sınıfların ekonomik çıkarlarına, kısa vadeli ekonomik çıkarlara karşı ama politik çıkarları ve hegemonik hakimiyetleri ile uyumlu garantiler verir.

Temsili demokrasi ya da cumhuriyetçilik, Rousseau’nun toplum sözleşmesi gibi büyük hikayelere dayanan politik sistemler toplumsal düzenlemeler için ideal kolaylaştırıcılardır. Bu liberalizmin ve liberal politikacının modern adaptasyonunun muhafazakarlığın proto faşist doğasına olan muhalefetinde önemli bir rol oynamasının tam da nedenidir. Erişimi politik üst yapının sınırları ile sınırlı olduğundan, bu görünüşte muhalif ilişki nihai dengeleyiciyi yansıtmaktadır. Çünkü öncelikle sosyal meselelerle (yeniden bölüşümün pasif önlemlerini de içeren) baş eder. En nihayetinde, hakim sınıfın bahsi geçen ‘anlaşmalarını’ yönetmeye kadar düşer. Liberalizm ekonomik temeli (kapitalist hiyerarşi) dönüştürmez ve dönüştüremez. Dengeyi sağlamak için gerekli bir zemin oluşturan “gerçek ekonomik ödünleri” yansıtırken, dengeye belli limitler koyan politik güce meydan okumaz.

Temsilcileri kamusal görevlere getiren dönemsel seçimleri kapsayan demokratik sistemlerin başarı elde ettiği iki önemli görev vardır. İlki, sivil yetkilendirme yanılsaması yaratırlar - hakim olunan gruplara genel oy hakkını kullanma görünümü veren bir tür politik anlaşma. İkinci olarak, hakim sınıfların uzun vadeli çıkarları ile tamamen kaynamış ekonomik temelin dışında duran ve ayrı bir varlık olarak çalıştırılan bir politik saha yaratmak. Bu ayrılık, Poulantzas’ın ifade ettiği gibi kapitalizm hem hariç tutulan hem de gerekli unsurudur. John Dewey’in iddiası bize hatırlatıyor ki, “politika büyük işletmeler tarafından toplumun üzerinde gölgelenmiş bir maske oldukça, gölgenin küçülmesi asıl özü değiştirmeyecek”. ABD’de iki partili politik sistem bu bakımdan oldukça etkilidir. Kürtaj ya da gey evlilikleri aynı zamanda işsizlik sigortası, kamusal yardım gibi sosyal ve sosyo-ekonomik meselelerdeki farklılıklar bir yana, en nihayetinde her iki parti de hakim sınıf için kolaylaştırıcı şekilde hizmet verdiğinden, ikisi de kapitalist/şirketçi çıkarları sahipleniyor. Cumhuriyetçi parti ve onun öncel rolü kapitalist modelin sınırlarını faşizmin kıyısına doğru itekliyor; Demokrat Parti ve onun idareci rolü ise şirketleştirilmiş faşist devlete olan kaçınılmaz yönelişe karşı düzensiz bir gevşeklik ve gerilim düzeyi sağlıyor.

Bu sınırların  neoliberalizm ve kamu ve özel arasındaki birleşmenin yoğunlaşma çağında görünürde bulanıklaşmasına rağmen, ‘politik’ ve ‘ekonomik’ arasındaki fark hesaba katmak adına önemli. Poulantzas bu ayrılığın içsel ve teorik olarak bozulamaz olmasında ısrar ederken, Gramsci ile birlikte tavizlerin onarımdan öte dengeyi bozmadan dizginlenebileceğini hafife alıyor. Neoliberal dönem boyunca, uzun zamandır süren dengeyi ‘dar korporatizmin’ sınırına ve ötesine iteleyen birçok gelişme oldu. Birkaçını saymak gerekirse: Teknoloji ve yönetim gözetimi, banka endüstrisinde büyüme, şirketleşmiş medyanın ve girift propagandanın gelişimi, bütünleyici tekelci kapitalizminin finansallaşma rolü, uluslararası ekonomik sistemin olgunlaşması ve bütün bağdaştırıcı unsurları. Ama bu başka bir yerin ve zamanın tartışması.

Bu analizin amacı için, ulusal seçim politikasına ve politik partilere, statükoyu sürdürmede oynadıkları spesifik role odaklandık - bu durumda sadece kapitalist hiyerarşi değil, aynı zamanda tekelci kapitalizm de geçen on yılların ardından meyvelerini verdi. Baz ve üst yapı arasındaki fark politik aygıtın politik partilerin hareketleri ile nasıl tek başına güç bloğu için bir araç olarak var olduğunu görmemizi sağlıyor. Buna ek olarak, tekil nedenleri vurgulamaya kalkışan indirgemeci teoriden başka yöne gitmemizi  ve kapitalist devletin daha incelikli bir eleştirisine doğru, özellikle ABD’de ve batı demokrasilerinde görülen çoğulcu forma doğru ilerlememizi sağlıyor.

Politik hakimiyetin alanı bilindiği kadarıyla Poulantzas diyor ki “Tek bir sınıf ya da sınıf fraksiyonu ile değil, birkaç hakim sınıf ve fraksiyon ile birlikte işgal edilebilir. “Bu sınıflar ve fraksiyonlar bölge üzerinde spesifik bir ittifak kurarlar, genellikle bir sınıfın ya da fraksiyonun liderliği altında çalışan bir güç bloğu. Bu örnekte, hükümet ayrı kollardan oluşsa - yasama, yürütme, yargı - ve birkaç çıkarı yansıtsa bile, Robert Dahl’ın Poliarşisinde olduğu gibi, devlet hala kendi hiyerarşisini yaratan kapitalist sistemin dayanağında var oluyor ve işliyor. Bu politik bölgenin üyeleri, coğrafya, özel çıkarlar, ve ayrıcalıklar söz konusu olunca, birbirleriyle senkronize olamazlar.

Güç bloğunu oluşturan bu çeşitli parçalara rağmen, esas güçler ve politik üst yapı uyum gösterirler. Bu nedenle bir seçimde karşıt adaya ya da politik partiye maddi destek sağlayan kurumlar ya da özel çıkarlardan oluşan politik kampanyanın battaniye finansmanı gibi modern pratikler çok yaygın hale geldi. Politikacılar, kişisel inançlarına ya da arzularına rağmen, ekonomik temele bağlı hiyerarşi gereği iktidara getirilirler. Güç pozisyonları sadece onları oraya koyan güç bloğuna bağlı değil, aynı zamanda sistemin sürdürülmesi gereği o pozisyonda kalmalarına izin veriliyor. Bu nedenle, yüzeysel gündemleri iteleme açısından açık kapıları olurken, bunu yapma kabiliyetleri ekonomik temelden genişleyen bir hiyerarşi tarafından bahşediliyor. En nihayetinde, kendi varlığını sürdürmek amacıyla, politik aygıt temel olanı korumalı - kapitalist devletin yapısı gereği tescillenmiş “göreli özerkliğine rağmen, politik aygıt bunu yapmak için dizayn edilir.

Poulantzas’a göre, hem “durum makinesinin” otonomisi hem de toplumun çoğulcu formunun taklidini yapan güç bloğunun varlığını tanıyarak, kapitalist devletin göreli özerkliğini geliştirmenin ve güç bloğunun bu ya da şu fraksiyonunun belirli ekonomik-şirketsel çıkarlarına göre çalışmanın yolunu teorik olarak saptama ve somut olarak inceleme imkanı verir. Şöyle ki devlet daima bu bloğun genel politik çıkarlarını korur - sadece devletin ve bürokrasinin kendi rasyonelleşme iradesi sonucu oluşmaz. Bu anlayış “kesinkes tekil olabilen ve çatlak olamayan bir sınıfsal bölünmeye mahkum kurumdan (devletten) ziyade bir olguyu kavramayı içerir, ancak kendi yapısının erdemi gereği (devlet ilişkidir) bölünmüştür. Poulantzas devam ediyor:

Devletin çeşitli organları ve kolları, (bakanlıklar, devlet daireleri, yürütme ve parlamento, merkezi, yerel ve bölgesel yönetimler, ordu, yargı vb.) kendi aralarında birçok çatışmayı ortaya çıkarıyor, her biri sıklıkla güç bloğunun, bu ya da şu fraksiyonunun, yarışan ve özel çıkarların koltuğunu ve temsilcisini tayin ediyor. Bu kapsamda, güç bloğunun genel politik çıkarı ve devletin bütün sistemin yeniden üretimine imkan vermek için müdahalesi vasıtasıyla süreç belirleniyor ve devlet belli bir düzeye kadar organlar içi çatışmaların sonucunda çelişkili ve kaotik görünüyor.

Bu “bölünme” ve bu “çelişkiler” Başkan Dwight Eisenhower’ın 1961’deki veda konuşması ve güç bloğu içindeki bölünmeyi açıkça gösteren ve yükselen askeri endüstriyel komplekslere karşı ayıltıcı bir uyarıdan daha açık değildi. Poulantzas’a göre bu ayrılma, şeylerin kapitalist entrikası içinde alakasız oluyor çünkü tasarımından dolayı temelden bağımsız kalıyor ve bu yüzden temele uyum sağlamak için bilinçli bir koordinasyon ya da içsel bir süreç ile sorunu kendiliğinden çözüyor. Neoliberalizm ve tekelci kapitalizm çağında, devlet ihtiyaçları dışında bir hayli yoğunlaşır hale geldi. Bu bakımdan, C. Wright Mills’in değerlendirmesi kulağa mantıklı geliyor:

Bu alanların her biri genişledikçe ve merkezileştikçe, faaliyetlerinin sonuçları büyüyor ve diğerleri ile olan trafiği artıyor. Bir avuç dolusu şirketin kararı dünya çapında askeri, politik ve ekonomik gelişmeleri etkiliyor. Askeri düzenin kararları ağır bir şekilde politik ve ekonomik faaliyetlere dayanıyor ve bunları etkiliyor. Politik alan içinde alınan kararlar ekonomik aktiviteleri ve askeri kararları belirliyor. Diğer yandan artık bir ekonomi yok, politika ve para kazanmaya kayıtsız bir askeri birlik içeren politik düzen de yok. Binlerce yolla askeri kurumlara ve kararlara bağlı bir politik ekonomi var.

Bu birbirine dolanmış politik ekonomi üst yapı içinde mevcut. Geçtiğimiz yarım yüzyılı aşkın süredir, politik ekonominin artan merkezileşmesi, koordinasyonu, senkronizasyonu şüphesiz ki ABD hükümetini şirketleştirilmiş-faşist devlet yapısına doğru sürüklüyor. Bu gelişmede, denge hiçbir zaman daha kırılgan ve narin olmadı. Hem seçmenlerin hem de güç bloğunun çoğulcu yapısından doğan iki partili sistemin önemsiz "imtiyazların" yerine getirilmesinde etkili olduğu kanıtlandı. Bu imtiyazlar, “egemen sınıfların kısa vadeli ekonomik çıkarlarına aykırı olsa bile, ancak kendi siyasi çıkarları ve hegemonik egemenliği ile uyumlu olan belirli egemen sınıfların ekonomik çıkarlarını” sağlarlar. Yerel militarizasyonun genişlemesi ve "tasarruf tedbirleri" nin yoğunlaştırılması, olgun kapitalist devletin içinden daha önce görülmeyen bir dereceye kadar "faşist-fantastik" bir tork ortaya çıkardı. Bu tümleşik anlaşmaların onarımın ötesinde dengeyi bozmadan ne kadar dizginlenebilir olacağı belirsizliğini koruyor.
 

Bibliografi

Poulantzas, Nicos (Timothy O'Hagan translating). Political Power and Social Classes. Verso, 1975, p. 192.
Gramsci, Antonio. Prison Notebooks, p. 182.
Poulantzas, Political Power and Social Classes, p. 191.
Poulantzas, Nicos. Classes in Contemporary Capitalism (Translated from French version by David Fernbach). Verso, 1978, p. 93.
The Poulantzas Reader: Marxism, Law and the State. Verso Books: London/New York, 2008, p. 284.
Ibid, p. 285.
Ibid, p. 285.
C. Wright Mills. The Power Elite, New Edition. Oxford University Press: 2000, p. 76.
Poulantzas, Political Power and Social Classes, p. 191

*Çeviri: Özden Öz